Maçtan bir gün önce bir televizyon kanalında iki yorumcu çıkmış Beşiktaş-Ajax maçından konuşuyor. Sergen Yalçın maça “prestij maçı” dediği için eleştiriyorlar. Başkan bu maçı kazanmak istermiş, çünkü para kazanırmış, Beşiktaş’ın ciddi bir giderini karşılarmış. Gözlerimi ovuşturdum sonra tekrar baktım. Gerçekten ciddi bir televizyon kanalında ciddi bir programda dalga geçer gibi yorumlara aklım ermedi. Bir Şampiyonlar Ligi maçı kazanmayı bu kadar basite indirgeyebilmek nasıl bir futbol zekasıdır? Bu muhabbeti kahvehanede iki kişi yapsa anlarım. Sen yıllarını vermişsin. Bu kadar basit bir yorum yaparak para kazanabiliyorsun. Aynı yorumu kahvehanede de dinliyorum. Ama onlar bedavaya anlatıyor. O adamların suçu, günahı ne? Ya da senin bu basit yorumlarını ekrana taşıyan torpil ne? İnsan hem hayret hem merak ediyor.
Yıllardır biz böyle basit yorumlar yapan torpilli yorumcuların yönlendirmesiyle isyan etmişiz. Yazık. Neyse ki Beşiktaş taraftarı skordan bağımsız olarak Sergen Yalçın’a verdiği destek gecenin en önemli ayrıntısıydı.
İlk yarı izlediğim Beşiktaş, Ajax’ı sahadan sildi. Belki 3 belki 4 gol farkla ikinci yarıya rahat bir şekilde çıkabilirdi. Ama Larin öyle goller kaçırdı ki biz de o kaçan golleri izlerken aklımızı kaçırdık.
He Ajax bu. Sen affedersin de onlar affeder mi? Haller girdi üç gol attı biri ofsayta takıldı. Hem 60’tan sonra fizik gücü yetersiz kaldı hem de Can Bozdoğan hariç oyuna sonradan giren oyuncular sahada hiçbir katkı sağlayamadı.
Beşiktaş, son dakikalarda skora isyan edecek bir performans ortaya koyamayınca akılda ilk yarıda kaçan goller kaldı.
Bugün Beşiktaş’ın galibiyeti sadece bir galibiyet ve prestij olacaktı. Ve iki sıradan yorumcunun dediği gibi iyi bir para.
Peki, yarını nasıl kurtarmayı düşünüyorsunuz?
Yarınımız yok. Çünkü bizim yaptığımız yatırımla Ajax ve benzeri kulüplerin yaptığı yatırım aynı değil. Sadece yatırım miktarı olarak da düşünmeyin bunu.
Biz yatırımı 35 yaşındaki adama yapıyoruz. Biz yatırımı defalarca denenen ve her defasında daha da iyi başarısız olduğumuz sportif direktörlere yapıyoruz. Biz yatırımı iki- üç sponsor bulur da günü kurtarırız diye federasyonda ya da yönetim kadrosuna iş adamı getirmeye yapıyoruz. Peki, onlar nereye yatırım yapıyorlar?
Siz tesisleriniz son model olması konusunda yatırım yaptınız mı?
Siz sahanınızın zeminini korumak için yatırım yaptınız mı?
Siz dünyanın dört bir yanında 13-14 yaşlarında yetenekleri keşfeden scout ekiplerine yatırım yaptınız mı?
Siz altyapının antrenman sahalarına yatırım yaptınız mı?
Siz 16-17 yaşındaki yetenekli oyuncuları A Takıma kazandırmak için onların fiziksel gelişimlerine yatırım yaptınız mı?
Siz en küçük yaştaki takımınızdan başlayarak, A takımınıza kadar aynı oyun stilinde oynatacak antrenörlere yatırım yaptınız mı?
Siz bir ekol oluşturmak için yatırım yaptınız mı?
Siz kulübün ismi söylendiği zaman insanların zihninde oluşan bir kulüp kültürü oluşturmak için yatırım yaptınız mı?
Bu sorular sorulunca verilen cevap hep aynı; “Tabi onlar da lazım, biliyoruz ama…”
Bu işin aması maması yok. Ajax’ı sahada öyle ya da böyle bir maçta yenebilir misin, yenersin. Ama sonra beş maç yenilirsin.
Örneğin Galatasaray, Real Madrid’i yenmedi mi? Şimdi Galatasaray nerede, Real Madrid nerede?
Örneğin Beşiktaş, Leipzig’i yenmedi mi? Şimdi Beşiktaş ne durumda, Leipzig ne durumda?
Örneğin Fenerbahçe, 2008’de bu arenada çeyrek final oynamadı mı? Fenerbahçe şimdi nerede?
Siz hala iki maç kaybedince teknik direktör göndermeye çalışan zihniyetin esiri mi olacaksınız?
Johan Cruyff’un da dediği gibi; “Futbol basit bir oyundur, zor olan basit oynamaktır.”



